Roma İmparatoru Sezar Augustus, bir nüfus sayımı yapılmasını emretti. Tüm Yahudiler, kendi şehirlerine gidip kayıt yaptırmalıydı. Yusuf ve Meryem de, Yusuf’un ailesinin şehri olan Beytlehem’e gitmek üzere yola çıktı. Meryem’in, bebeğini doğuracağı zaman çok yaklaşmıştı.

Beytlehem’e vardıklarında kalacak bir yer bulamadılar. Bu yüzden bir ahırda kaldılar. Meryem, oğlu İsa’yı orada doğurdu. Onu yumuşak bir örtüye sardı ve özenle bir yemliğe yatırdı.

Beytlehem yakınlarında bazı çobanlar sürülerine bakmak için geceyi dışarıda geçiriyordu. Aniden yanlarına bir melek geldi ve Yehova’nın ihtişamı bir ışık gibi etrafı aydınlattı. Çobanlar çok korktular, fakat melek onlara “Korkmayın. Size harika bir haberim var. Bugün Beytlehem’de Mesih doğdu” dedi. O anda  gökte bir sürü melek göründü. Şöyle diyorlardı: “Göklerdeki Tanrımız yüceltilsin, yeryüzüne barış gelsin!” Sonra melekler gözden kayboldu. Peki çobanlar ne yaptı?

Çobanlar birbirlerine “Hadi hemen Beytlehem’e gidelim” dediler. Çabucak yola çıktılar ve Yusuf’la Meryem’i yeni doğmuş bebekleriyle birlikte bir ahırda buldular.

Meleğin çobanlara söylediklerini öğrenen herkes çok şaşırdı. Meryem meleğin söylediklerini derin derin düşündü ve bu sözleri hiç unutmadı. Çobanlar sürülerinin yanına döndü. Gördükleri ve duydukları her şey için Yehova’ya şükrediyorlardı.

“Ben Tanrı’nın yanından geldim ve buradayım. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi” (Yuhanna 8:42)