LUKA 16:1-13

  • KÖTÜ KÂHYA ÖRNEĞİ

  • ‘SERVETİNİZLE DOSTLAR EDİNİN’

İsa’nın az önce anlattığı kaybolan oğul örneğini dinleyen vergi tahsildarları, yazıcılar ve Ferisiler Tanrı’nın tövbe eden günahkârları bağışlamaya ne kadar istekli olduğunu iyice anlamış olmalıydı (Luka 15:1-7, 11). Sonra İsa konuşmasını öğrencilerine hitaben sürdürdü, onlara başka bir örnek anlattı. Bu örnek, evinin işlerini idare eden kâhyasının doğru davranmadığını öğrenen zengin bir adamla ilgiliydi:

Kâhyayı, mallarını savurganca kullandığı için efendisine şikâyet ettiler. Bunun üzerine adam kâhyaya onu kovacağını söyledi. Sonra kâhya kendi kendine şöyle dedi: “Şimdi ne yapacağım? Efendim kâhyalığı benden alıyor. Toprak kazacak gücüm yok, dilenmekten de utanırım.” İleride yaşayabileceği zorluklarla baş edebilmek için bir karar verdi: “Ne yapacağımı buldum! Böylelikle kâhyalıktan çıkarıldığım zaman insanlar beni evlerine kabul edecekler.” Derhal efendisine borçlu olan kişileri yanına çağırdı ve “Efendime ne kadar borcun var?” diye sordu (Luka 16:3-5).

Birincisi şöyle cevapladı: “Yüz ölçek zeytinyağı.” Bu, yaklaşık 2.200 litreydi. Borcu olan bu kişinin belki büyük bir zeytinliği vardı ya da kendisi zeytinyağı satan bir tüccardı. Kâhya ona, “Senedini geri al; otur ve hemen elli [1.100 litre] yaz” dedi (Luka 16:6).

Kâhya diğer borçluya, “Sen gel, senin ne kadar borcun var?” dedi. O da, “Yüz ölçek buğday” diye cevap verdi. Bu yaklaşık 22.000 litreye denk gelen bir miktardı. Kâhya ona da “Senedini geri al ve seksen yaz” dedi. Böylece adamın borcunu yüzde 20 indirmiş oldu (Luka 16:7).

Kâhya efendisinin mali işlerinden hâlâ sorumluydu, bu yüzden bir bakıma kişilerin borçlarını azaltma yetkisi vardı. Bu yetkisini kullanarak işini kaybettiğinde kendisine iyilik yapabilecek dostlar edindi.

Daha sonra efendi olanları öğrendi. Kendisini zarara soksa da kâhyanın bu davranışından etkilendi ve “doğru biri olmamasına rağmen, akıllıca davrandığı için” onu övdü. İsa sözlerine şunları ekledi: “Bu ortamın oğulları da, kendi neslinin insanlarına ışığın oğullarından daha akıllıca davranırlar” (Luka 16:8).

İsa bu sözlerle ne kâhyanın davranışını onaylıyor ne de hileli işleri özendiriyordu. Peki anlatmak istediği neydi? Öğrencilerine şunu söyledi: “Siz de haksız servetle kendinize dostlar edinin ki, o bittiğinde bu dostlar sizi ebedi meskenlere kabul etsinler” (Luka 16:9). Evet bu örnek ileriyi düşünerek akıllıca davranmak konusunda bir ders içeriyordu. “Işığın oğulları”, yani Tanrı’ya hizmet edenler, sonsuz geleceklerini düşünerek maddi servetlerini akıllıca kullanmalıdır.

Bir kişiyi gökteki Krallığa ya da bu Krallığın hüküm süreceği yeryüzündeki cennete sadece  Yehova Tanrı ve İsa kabul edebilir. Onlarla aramızda iyi bir ilişki olması için çaba gösterip sahip olduğumuz maddi serveti kullanarak Krallıkla ilgili uğraşları desteklemeliyiz. Böylece altın, gümüş ya da başka maddi servetlerimiz yok olduğunda veya değerini yitirdiğinde sonsuz geleceğimiz güvence altında olacak.

Ayrıca İsa şu gerçeğe de dikkat çekti: Bir kişi sahip olduğu ya da kendisine emanet edilen maddi şeyleri kullanma konusunda güvenilirse daha önemli sorumluluklar konusunda da güvenilir olur. Sonra şöyle dedi: “Dolayısıyla, eğer haksız serveti kullanmak konusunda güvenilir olmazsanız, gerçek serveti [örneğin Krallıkla ilgili uğraşları] size kim emanet eder?” (Luka 16:11).

İsa, ‘ebedi meskenlere kabul edilmeleri’ için öğrencilerinden çok şey bekleneceğini söylüyordu. Bir kişi aynı anda hem Tanrı’nın sadık bir hizmetçisi hem de haksız servetin, yani maddi şeylerin kölesi olamazdı. İsa sözlerini şöyle bitirdi: “Hiçbir hizmetkâr iki efendiye kulluk edemez. Çünkü ya birinden nefret edip diğerini sevecek ya da birine bağlanıp diğerini hor görecektir. Siz hem Tanrı’ya hem de paraya kulluk edemezsiniz” (Luka 16:9, 13).