MATTA 15:1-20 MARKOS 7:1-23 YUHANNA 7:1

  • İSA YANLIŞ GELENEKLERİ ORTAYA KOYAR

MS 32 yılının Fısıh bayramı yaklaşırken İsa Celile’de öğretim vermekle meşguldü. Sonra Tanrı’nın Kanunundaki talebe uyarak büyük ihtimalle Fısıh için Yeruşalim’e gitti. Ancak Yahudiler onu öldürmek istediğinden İsa çok tedbirli davrandı (Yuhanna 7:1). Fıshın ardından yine Celile’ye döndü.

Yeruşalim’den Ferisiler ve yazıcılar yanına geldiğinde İsa herhalde Kefernahum’daydı. Bu adamlar onca yolu neden katetmişlerdi? Onlar İsa’yı dinin emirlerine karşı gelmekle suçlamak için gerekçe arıyordu. Bu yüzden şöyle sordular: “Senin öğrencilerin neden atalarımızın geleneklerini çiğniyor? Örneğin, yemek yemeden önce ellerini yıkamıyorlar” (Matta 15:2). Tanrı toplumundan ‘ellerini dirseklerine dek yıkamak’ gibi bir âdete uymalarını hiçbir zaman istememişti (Markos 7:3). Ancak Ferisiler bu âdete uymamayı ciddi bir suç olarak görüyorlardı.

İsa onların suçlamasına doğrudan cevap vermektense Tanrı’nın kanununu kasten nasıl çiğnediklerini gösterdi. “Peki siz neden gelenekleriniz uğruna Tanrı’nın emrini çiğniyorsunuz?” diye sordu ve şöyle devam etti: “Örneğin Tanrı, ‘Annene ve babana saygılı ol’ ve ‘Annesine ya da babasına hakaret eden mutlaka ölmelidir’ demiştir. Fakat siz, ‘Bir kişi annesine ya da babasına “Sana yararı dokunabilecek neyim varsa Tanrı’ya adanmış armağandır” derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ dersiniz” (Matta 15:3-6; Çıkış 20:12; 21:17).

Evet, Ferisilerin iddiasına göre birinin Tanrı’ya armağan olarak adadığı para, mülk ya da başka bir şey artık mabede aitti ve farklı bir amaçla kullanılamazdı. Aslında adadığı şey hâlâ kişinin mülkiyetindeydi. Örneğin, bir Yahudi parasını ya da mülkünü “kurban”, yani Tanrı’ya veya mabede armağan olarak adadığında, sanki bu armağanla ilgili öncelikli hak mabede aitmiş gibi davranabiliyordu. Dolayısıyla parayı ya da malı kullanma hakkı hâlâ kendisinde olduğu halde, onu yaşlı ve muhtaç durumdaki anne babasına yardım etmek için kullanamayacağını iddia ederek onlarla ilgili sorumluluklarından kaçıyordu (Markos 7:11).

İsa Tanrı’nın Kanununun böyle çarpıtılmasından ötürü haklı bir öfke duyarak şöyle dedi: “Kendi geleneğiniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Ey ikiyüzlüler, İşaya peygamberin sizin için yazdığı şu sözler ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, fakat yürekleri benden çok uzaktır. Bana ibadet edip duruyorlar ama boşuna; çünkü öğreti olarak insan emirlerini öğretiyorlar.’” Ferisiler İsa’nın bu açık eleştirisi karşısında diyecek bir şey bulamadılar. Sonra İsa kalabalığı yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Dinleyin ve şunu iyi anlayın: Bir insanın ağzına giren değil, ağzından çıkan şey onu kirletir” (Matta 15:6-11; İşaya 29:13).

Daha sonra bir eve gittiklerinde öğrencileri İsa’ya “Senin söylediklerini duyunca Ferisilerin gücendiğini biliyor musun?” diye sordular. İsa şöyle karşılık verdi: “Gökteki Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. Onları bırakın. Onlar kör kılavuzlardır. Kör köre kılavuzluk ederse her ikisi de çukura düşer” (Matta 15:12-14).

Petrus tüm öğrenciler adına konuşarak, İsa’dan insanı kirleten şeyler hakkında açıklama yapmasını istedi. Görünüşe bakılırsa İsa Petrus’un bu sözlerine şaşırmıştı; şöyle cevap verdi: “Ağza giren her şeyin bağırsaklardan geçip lağıma atıldığını bilmiyor musunuz? Ağızdan çıkan şeyler ise yürekten çıkar ve insanı bunlar kirletir. Örneğin kötü düşünceler, cinayetler, zinalar, cinsel ahlaksızlıklar, hırsızlıklar, yalan tanıklıklar  ve küfürler yürekten çıkar. İnsanı kirleten şeyler bunlardır; fakat el yıkamadan yemek yemek insanı kirletmez” (Matta 15:17-20).

İsa bu sözlerle temiz olmak için makul bir çaba harcamanın ya da yemek hazırlarken ve yerken el yıkamanın gereksiz olduğunu savunmuyordu. O din adamlarının ikiyüzlülüğünü kınıyordu; onlar Tanrı’nın doğru kanunları karşısında kaçamak yollar arayarak insanların çıkardığı geleneklere başvuruyorlardı. Gerçekten de insanı asıl kirleten, yürekten kaynaklanan kötü işlerdi.