MATTA 17:22–18:5 MARKOS 9:30-37 LUKA 9:43-48

  • İSA ÖLDÜRÜLECEĞİNİ HATIRLATIR

  • BALIĞIN AĞZINDAN ÇIKAN PARAYLA MABET VERGİSİNİ ÖDER

  • GÖKLERİN KRALLIĞINDA EN BÜYÜK KİM OLACAK?

Filipos Sezariyesi’nde gerçekleşen görünüm değişiminden ve cinli çocuğun iyileşmesinden sonra, İsa Kefernahum’a doğru yola çıktı. Oraya gittiğini “kimsenin bilmesini” istemediğinden yanına sadece öğrencilerini almıştı (Markos 9:30). Böylece öğrencilerini ölümüne ve ölümünden sonra yapacakları işe hazırlamak için fırsatı oldu. “İnsanoğlu insanların eline verilecek, öldürülecek ve üçüncü günde diriltilecek” diyerek onlara olacakları anlattı (Matta 17:22, 23).

Öğrenciler bu sözleri daha önce de duymuşlardı, bu yüzden şaşırmamalıydılar. Petrus her ne kadar buna inanmayı reddetmiş olsa da İsa onlara öldürüleceğini bildirmişti (Matta 16:21, 22). Ayrıca üç elçi, İsa’nın görünüm değişimine ve onun ‘dünyadan ayrılacağına’ dair sözlere şahit olmuştu (Luka 9:31). Onlar İsa’nın söylediklerinin ciddiyetini tam olarak kavrayamasalar da bu sözleri “duyunca çok kederlendiler” (Matta 17:23). Ancak bu konuda daha çok soru sormaya korkuyorlardı.

Bir süre sonra, İsa’nın faaliyetinin merkezi ve birçok elçisinin memleketi olan Kefernahum’a vardılar. Orada mabet vergisi toplayan görevliler Petrus’un yanına geldi. Herhalde İsa’yı vergi ödemediği için suçlamak amacıyla ona sordular: “Öğretmeniniz iki drahmilik vergiyi [mabet vergisini] ödemiyor mu?” (Matta 17:24).

Petrus “Evet, ödüyor” diyerek cevap verdi. Evdelerken, İsa olanların farkında olduğundan Petrus’tan önce konuyu açtı: “Simun, ne dersin? Dünyadaki krallar gümrüğü ya da baş vergisini kimlerden alır? Kendi oğullarından mı, yoksa yabancılardan mı?” Petrus “yabancılardan” diye karşılık verince İsa, “Öyleyse, aslında oğullar vergiden muaftır” dedi (Matta 17:25, 26).

İsa’nın babası, Evrenin Kralı ve mabette tapınılan Tanrı’ydı. Dolayısıyla Tanrı’nın oğlundan mabet vergisini ödemesi yasal olarak beklenemezdi. Ancak İsa, “Yine de, hakkımızda olumsuz düşünmesinler diye, sen gidip suya olta at. Yakaladığın ilk balığın ağzını açtığında bir gümüş para [stater, tetradrahmi] bulacaksın. Onu al, benim ve kendin için onlara ver” dedi (Matta 17:27).

Çok geçmeden öğrenciler bir araya geldiler; İsa’ya Krallıkta en büyüğün kim olacağını sormak istiyorlardı. Aslında aynı öğrenciler İsa’ya daha önce ölümüyle ilgili soru sormaktan korkmuşlardı, ancak şimdi kendi gelecekleriyle ilgili soru sormaktan çekinmiyorlardı. İsa ne düşündüklerini biliyordu. Kefernahum’a dönüş yolculuklarında onun arkasından yürürlerken de aralarında böyle bir tartışma olmuştu. Bu nedenle İsa “Yolda neyi tartışıyordunuz?” diye sordu (Markos 9:33). Onlar utandılar ve sustular, çünkü yolda aralarında kimin en büyük olduğunu tartışmışlardı. Sonunda elçiler tartıştıkları konuyu İsa’ya açtılar: “Acaba göklerin krallığında en büyük kimdir?” (Matta 18:1).

Yaklaşık üç yıl boyunca İsa’yı gözlemlemiş ve öğrettiklerini dinlemiş olan öğrencilerinin hâlâ böyle konuları tartışıyor olması gerçekten inanılmazdı. Ancak onlar kusurluydu. Ayrıca mevki ve konuma çok önem verilen dinsel bir ortamda yetişmişlerdi. Üstelik Petrus kısa süre önce İsa’dan kendisine Krallığın “anahtarlarını” vereceğini öğrenmişti. Acaba o kendini diğerlerinden daha üstün hissetmiş olabilir mi? Yakup ve Yuhanna’nın da benzer düşünceleri olabilirdi,  çünkü onlar da İsa’nın görünüm değişimine şahit olmuşlardı.

Durum ne olursa olsun İsa onların tutumlarını düzeltmek için harekete geçti. Yanlarına küçük bir çocuğu çağırdı ve ortalarında durmasını istedi, sonra şöyle dedi: “Emin olun ki, sizler yolunuzdan dönüp küçük çocuklar gibi olmazsanız, göklerin krallığına asla erişemezsiniz. Öyleyse, kim kendini alçaltıp bu küçük çocuk gibi olursa, göklerin krallığında en büyük odur. Kim benim adımdan ötürü böyle bir çocuğu kabul ederse, beni kabul etmiş olur” (Matta 18:3-5).

Ne şahane bir öğretim yöntemi! İsa öğrencilerine sinirlenmedi ya da onların açgözlü, hırslı kişiler olduğunu söylemedi. Bunun yerine onlara somut bir örnek gösterdi; çocukların yüksek ya da seçkin konumları yoktur. İsa öğrencilerine, kendileriyle ilgili böyle bir bakış açısı edinmeleri gerektiğini gösterdi. O sözlerini şöyle bitirdi: “Aranızda kim küçük gibi davranırsa, büyük olan odur” (Luka 9:48).