Yasağa Rağmen Hizmet Devam Ediyor

Faaliyetimizin yasaklanmasıyla kardeşlerimiz açısından çok zor bir dönem başlamış oldu. Alma Parson isimli görevli vaiz şunları anlattı: ‘İbadet Salonlarımız kapatıldı ve faaliyetimiz yasaklandı. Sevgili kardeşlerimiz pek çok sıkıntı ve zulümle karşılaştı.’ Ayrıca birçok  kardeş işini kaybetti ve hapse atıldı. Ancak hemşire o günlerle ilgili şunu hiç unutmadı: ‘Yehova’nın bize yol gösterdiğini ve bizi koruduğunu birçok olayda net şekilde gördük.’ Kardeşlerimiz ‘Yehova’nın yardım ve desteğine’ güvenerek yasağa rağmen hizmetlerini sürdürdüler.

Cemaat ibadetlerini yapmamıza izin verilmiyordu. Lennart Johnson şunları anlattı: ‘Kardeşler küçük gruplar halinde, gizlice evlerde buluşmaya başladı. Orada teksir makinesinde çoğaltılmış Gözcü Kulesi makalelerini inceliyorduk. Bu küçük inceleme grupları sayesinde Yehova’nın bizi ruhen güçlendirmeye devam etmesini tüm sadık kardeşler çok takdir ediyordu.’

Roy ve Juanita Brandt, yasağa rağmen ülkede kalan kardeşler arasındaydı

Bu sırada hükümetin baskısı giderek artıyordu. Yine de kardeşler asla yılgınlığa kapılmadı. 15 Eylül 1950’de Bakan Hungría, Cumhurbaşkanı Trujillo’ya yazdığı bir mektupta şöyle dedi: “Lee Roy Brandt ve Yehova’nın Şahitleri grubunun diğer yöneticileri defalarca bu ofise çağrıldı; topluluklarıyla ilgili propaganda yapmalarının bu ülkede kanunen yasaklandığı ve faaliyetlerini durdurmaları gerektiği söylendi; fakat görünüşe göre bu emre itaat etmiyorlar. Her gün ülkenin farklı yerlerinden, propagandalarına gizlice devam ettikleri yönünde haberler alıyoruz; sanki hükümetin kararlarıyla alay ediyorlar.” Bakan mektubuna son verirken Yehova’nın Şahitlerinin “başındaki yabancı yöneticilerin” sınır dışı edilmesini önerdi.

“Cesaret Kaynağı”

1950 yılının sonunda Knorr ve Henschel biraderler ülkeyi ziyaret etti. Bu ziyaretten sonra bazı görevli  vaizler Arjantin, Guatemala ve Porto Riko’ya tayin edildi. Bazıları da ülkede kalabilmek için kendilerine dünyevi bir iş buldu. Örneğin, Brandt birader bir elektrik firmasında çalıştı, başkaları ise İngilizce öğretmenliği yaptı. 1951 tarihli Yearbook’ta bu görevli vaizlerle ilgili şu sözler yer alıyor: “Onların ülkeyi terk etmeyip orada kalmaya devam etmeleri, hakikati onlardan öğrenmiş, Efendimizin imanlı takipçileri için büyük bir cesaret kaynağı oldu. Hizmetlerine bağlı kalarak gösterdikleri cesaret herkese çok sevinç veriyor.”

‘Onların ülkeyi terk etmemeleri büyük cesaret kaynağı oldu’

İngilizce öğretmenliği yapan görevli vaizlerden biri de Dorothy Lawrence’tı. Hemşire İngilizce dersleri vermenin yanı sıra ilgi gösteren kişilerle Kutsal Kitabı da inceliyordu. Sonuç olarak birçok kişinin hakikate gelmesine yardım etti.

Sürekli gözetim altında olan Yehova’nın sadık hizmetçileri tarla hizmetine devam etmek üzere başka yöntemler de buldu. Bazen kitapların sayfalarını koparıp birkaç sayfasını gömleklerinin cebine ya da bir alışveriş torbasına koyuyorlardı, böylece dikkat çekmeden iyi haberi duyurabiliyorlardı. Tarla hizmeti rapor kâğıtlarını alışveriş listesi gibi düzenlemişlerdi. Rapor kâğıdının  kitap, kitapçık, dergi, tekrar ziyaret ve saat kısımlarında papaya, fasulye, yumurta, lahana ve ıspanak yazıyordu. Gözcü Kulesi teksirlerine de o bölgede bolca yetişen manyok bitkisinin adı verilmişti.

Öğrenci Yetiştirme İşi Sürüyor

16 Haziran 1954’te Rafael Trujillo, Vatikan’la bir anlaşma imzalayarak Katolik din adamlarına Dominik Cumhuriyeti’nde özel ayrıcalıklar tanıdı. O sırada Yehova’nın Şahitleri yaklaşık dört yıldır yasak altındaydı. Buna rağmen 1955’e gelindiğinde ülkedeki müjdeci sayısı 478’e ulaşmıştı. Bu zor koşullara rağmen nasıl böyle bir artış olabildi? 1956 tarihli Yearbook’ta şu sözler yer aldı: “Gücümüzün tek kaynağı Yehova’nın ruhudur. . . . . Kardeşler birlik içinde, güçlü bir imanla ve cesaretle hizmetlerine devam ediyorlar.”

Dünya merkez bürosu Trujillo’ya Temmuz 1955’te resmi bir mektup gönderdi. Mektupta Yehova’nın Şahitlerinin tarafsız tavrı ayrıntılı şekilde açıklandı ve Trujillo’dan ‘Yehova’nın Şahitlerine ve Watch Tower  Bible and Tract Society’ye getirilen yasağın kaldırılması’ istendi. Peki sonuç ne oldu?